Kum ve Kaya Üstüne Yazılanlar

kum-ve-kaya-ustune-yazilanlar.jpg
Bir zamanlar iki arkadaş çölde yolculuk yapıyorlardı. Yolun bir yerinde aralarında tartışma çıktı ve arkadaşlardan birisi diğerinin yüzüne bir tokat attı. Tokat yiyen arkadaşın canı yanmış, kalbi kırılmıştı; ama hiçbir şey demedi, sadece eğilip kuma şunları yazdı: “Bugün en iyi arkadaşım yüzüme bir tokat attı.”

Yürümeye devam ettiler. Gece olduğunda, yaktıkları ateşin yanında yemeklerini paylaştılar ve sonra da uyudular. Ertesi sabah yollarına devam ettiler. Fakat suları bitmek üzereydi. Neyse ki, sonunda bir vahaya ulaştılar. Doya doya su içtiler, mataralarını doldurdular. Sonra suda yıkanmaya karar verdiler. Tokat yemiş olan arkadaş, suyun balçıklı kısmına takıldı. Kendi başına kurtulamadığı gibi, gitgide batıyordu. Ama arkadaşı hemen atılıp onu kurtardı. Suda boğulmanın eşiğinden kurtulan arkadaş, biraz ötedeki bir kayanın yanına gitti ve kayanın üzerine şu yazıyı kazıdı: “Bugün en iyi arkadaşım hayatımı kurtardı.”

Bir önceki gün en iyi arkadaşını tokatlamış, bugün ise onun hayatını kurtarmış olan arkadaşı sordu: “Senin canını yaktıktan sonra, kumun üstüne yazmıştın, şimdi ise bir kayanın üstüne yazıyorsun, neden?” Diğer arkadaşı ona şu cevabı verdi: “Birisi bizi incittiğinde, bunu kumun üstüne yazmalıyız, ta ki affedicilik rüzgarları onu kolayca silebilsin. Fakat birisi bize iyilik yaptığında onu kayanın üstüne nakşetmeliyiz ki; ne öfke, ne intikam rüzgarları onu oradan hiç silemesin.”

Reklamlar

Çıkarcı İnsanlar

Çok büyük hayallerimi,

Küçük insanlar üzerine kurmuşum…

Çıkarcı insanlar değişmez,

Sen yanarken bile,

Isınmak için etrafına toplanırlar…

Sevdiklerim İçin

Sevmediğim yerlere,

Hep sevdiklerim için gittim.

Ama anladım ki,

İnsan gitmesi gereken yerde kaldıkça,

Daha çok kaybediyormuş…

Ömürden Saymayız

Başlığım

omurden-saymayiz
Bir gün dervişin biri, bir köyün mezarlığı yanından geçerken bir şey dikkatini çekmiş. Mezarlıktaki bütün mezarların üzerindeki taşlarda ‘Beş yıl yaşadı’, `Üç yıl yaşadı’, “Sekiz yıl yaşadı” gibi yazılar görmüş. Köye varmış. Köylüler dervişi köy odasında misafir etmiş. Yemek yenilip sohbet başlayınca derviş köyün ileri gelenlerine sormuş:

“Merak ettim. Köye gelirken mezarlıktan geçtim. Mezarlıkta bir şey dikkatimi çekti. Bütün mezar taşlarında üç yıl yaşadı, beş yıl yaşadı, sekiz yıl yaşadı gibi ifadeyle yazıyor. Oysa bu mezarların çoğu yıllar boyu yaşamış, ihtiyarlamış ve vefat etmiş insanlara ait. Niçin böyle yazılmış, bunun nedenini çok merak ettim,” demiş.

Köyün ileri gelenleri cevap vermişler: “Biz ömrümüzü dostlarımızla, sevgiyle ve mutlulukla bir arada geçirdiğimiz zamanla değerlendiririz. Diğer zamanları ömürden saymayız!”

Gerçekten Sevmesi

Ah be güzelim…

Bilmiyorsun ki senin yüzün asılmasın diye,

Ben ne kelimeler astım içimde,

Bir türlü söyleyemedim…

Ama şunu hiçbir zaman unutma;

Birinin seni sevdiğini söylemesi başka,

Gerçekten sevmesi başka bir şey…

Ölüm Bile Üşür

Çok özlediğiniz halde uzak durmak zorunda kalmak…

Bu acının ne demek olduğunu çok az kişi bilir.

Sanki bir soğuk yel eserde,

Ölüm bile üşür gibi.

Cennete Gidinceye Kadar Beklemem Gerekiyor

cennete-gidinceye-kadar-beklemem-gerekiyor
Jack yavaşlamadan önce takometreye baktı. Hız limitinin elli olduğu yerde yetmiş üç ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şansız olabilirdi? Jack arabasını sağa çekti. ‘inşallah şu anda yanımızdan daha hızlı bir araba geçer,’ diye düşünüyordu. Polis elinde kalın bir not defterle arabadan indi. Bob? Bu polis, kiliseden tanıdığı Bob değil mi? Jack iyice arabasının koltuğuna sindi. Bu durum bir cezadan daha kötüydü. Kilisede tanıdığı bir polis, arkadaş olduğuna bakmaksızın birini durduruyordu. Hem de hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için. “Merhaba Bob! Bu şekilde karşılaşmamız ne kadar ilginç!” “Merhaba, Jack!” Bob gülümsemiyordu. “Beni, karımı ve çocuklarımı görmek için giderken yakaladın.” “Evet, öyle,” Bob umursamaz görünüyordu. “Son günler eve hep çok geç geldim. Çocuklarım beni uzun süredir hiç görmedi. Ayrıca Dilbana bana bu akşam patates ve biftek yiyeceğimizi söyledi. Ne demek istediğimi anlıyor musun?” “Evet, ne demek istediğini anlıyorum. Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum,” diye cevapladı Bob. Eyvah! Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi. Taktik değiştirmek gerekli,’ diye düşündü Jack: “Beni kaç ile giderken yakaladın?” “70! Lütfen arabana girer misin?” dedi Bob. “Ah, Bob, bekle bir dakika lütfen. Seni gördüğüm anda takometreye baktım. Sadece 65 ile gidiyordum.” “Lütfen, Jack; arabana gir!” diye üsteledi Bob. Jack canı sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı çarparak kapattı. Bob not defterine bir şeyler yazıyordu.Bob niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatımı istemiyor ki,’ diye düşündü Jack. Ne olursa olsun, bundan sonra kilisede bu adamın yanına oturmaktansa, birkaç Pazar Jack kiliseye gitmeyecekti. Bob kapıyı tıklatıyordu. Jack arabasının penceresini açtı. Bob Jack’a bir kağıt verdi ve gitti. “Ceza değil bu,” diye kendi kendine söylendi Jack. Bir anda sevinmişti. Bu bir yazıydı ve kağıtta şunlar yazıyordu: “Sevgili Jack, benim bir kızım vardı. Altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı. Üç ay hapishane cezasıydı bu. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabildi. Ama ben… Ben kızımı tekrar koklayabilip, öpebilmek için cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor. Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kere de başardığımı zannettim. Belki başarmışımdır, ama hâlâ kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat et, Jack; tek bir oğlum kaldı.” Jack on beş dakika kadar bir süre yerinde kıpırdayamadı. Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve karısına sıkıca sarıldı.