Bereket

bereket.jpg

Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış. Büyüğü Halil, küçüğü ise İbrahim…

Halil, evli çocuklu, İbrahim ise bekarmış. Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin. Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş. Bununla geçinip giderlermiş. Bir yıl yine harman yapmışlar buğdayı, ikiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya. Halil, bir teklif yapmış:

İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim, sen buğdayı bekle. Peki abi demiş İbrahim. Ve Halil gitmiş çuval getirmeye. O gidince düşünmüş İbrahim. Abim evli, çocuklu, Daha çok buğday lazım onun evine. Böyle demiş ve kendi payından bir miktar atmış onunkine. Az sonra Halil çıkagelmiş. Haydi İbrahim önce sen doldur da taşı ambara. Peki abi. İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşmüş yola.
O gidince, Halil düşünmüş bu defa: Çok şükür ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekar. O daha çalışıp, para biriktirecek, ev kurup evlenecek. Böyle düşünerek kendi payından atar onunkine birkaç kürek…

Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu böyle sürüp gider. Ama birbirlerinden habersizdirler. Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile. Hak teala bu hali çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki. Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler. Şaşarlar bu işe. Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları. Bugün “Bereket” denilince, bu kardeşler akla gelir. Bu bereketin adı: Halil-İbrahim bereketidir.

Çalarak, hırsızlık yaparak, mala gasp ederek bir şeye sahip olacağımızı sanmakla anca yanılırız. Halbuki biz verdikçe verdiğimizden bize çok veren, çok daha büyük biri var…

Asla unutulmamalıdır!!!

Reklamlar

Özledim

ozledim.jpg

O vakitler öyleydi tabi.

Güruha yol almış hayatım, ne yolum var ne meşrebim.

Özledim…

Çok özledim!

Nasıl tarif edilir, ne diyeyim bilemedim.

O vakitler…

Saçının teli düşse yerlerden toplardım.

Koyardım cebime kimse basmasın diye.

Topladığım saçları örgü yaptım kendime.

Sardım sarmaladım, kimse bakmasın…

Korkarak kokladım!

Özledim…

Nasıl anlatayım bilemedim!

Özledim işte…

Hayaller

hayaller.jpg

Herkesin kurduğu kimi küçük kimi büyük hayaller vardır. Bu hayaller bazen gerçekleşir, bazen de gerçekleşmez. Ama önünde sonunda insan mutlaka hayal kırıklığına uğrar. Uğraması da gerekir, çünkü bu onu hakikate bir adım daha yaklaştırır. İnsan olduğunun farkına varmasını sağlar ve yeni hayaller kurmayı öğrenir.

İnsanoğlu tüm hayallerinin gerçek olmasını ister. Ama bu mümkün değildir. Çünkü insanın hayalleri gerçekleştikçe hep daha fazlasını ister. Hep daha büyük hayaller kurmaya, hiçbir şey yetmemeye başlar. Hayaller git gide büyür, büyür, büyür ve günün birinde mutlaka hayal kırıklığına uğrar…

Unutma; hayallerin ne kadar büyük olursa, hayal kırıklığı da o kadar gürültülü olur…

İz

iz.jpg

Geçmiş insanın peşini kolay kolay bırakmaz…

İnsan ne kadar unutmaya çalışırsa çalışsın geçmişini asla unutamaz. Hep bir iz, bazen küçük bazense büyük bir iz kalır onda. Bu yüzden öyle kolay kolay silemezsin.

Kimi zamanda her şeyi unutmuş gibi görünür. Ama hep küçük bir parça vardır ona tüm geçmişi hatırlatan. İnsan geçmişinden utanmamalı, korkmamalı. Her ne yaptıysa açık açık söyleyebilmeli, sahiplenebilmeli onu.

Bazen de işte onu orada öylece bırakıp gitmek, hiç bir şeyi hatırlamamak istersin. Pişmanlıklarını, üzüntülerini… Çünkü ne kadar bağlı olsan da ne kadar çok sevsen de yoluna devam etmek zorundasın.

Buradaki en önemli soru şu; “ben gerçekten her şeyi unutmak istiyor muyum?”…

Bana Bir Şimşek Çak

bana-bir-simsek-cak.jpg

Bana bir şimşek çak,
Ortalık fena karanlık,
Yüreğim örtülüyor,
Ağır bir dalgınlığa genişliyorum,
Durmadan değişen o mevsimde,
Dağlarda kalın,
Omuz omuza bulutlar,
Çok fena kalabalık,
Ellerim çıplak.

Bana bir şimşek çak,
Kötü bir tuzaktayım,
Bilmem ne yapsak,
Aklımda fikrimde onlar,
Yaşlı ve genç,
Erkek ve kadın,
Korkularıma tutsak…

Bana bir şimşek çak,
İçim içime sığmıyor artık,
Vahim bir çağrışımdan,
Daha vahimine atlamaktayım.

Bana bir şimşek çak,
Belki fena halde,
Yanılmaktayım,
O ince kız çocuğu,
Gün doğmadan her sabah,
Bir hapisaneden bir nezarethaneye,
Kelepçeli götürülüyor,
Dudakları titrek,
Gözlerinde buğu,
Bilmem ki nasıl anlatayım,
Bağışlanmaz suçu dünyayı sevmek,
Bir de o,
Adını bile bilmediği,
Kıvırcık saçlı ‘devrimci’ öğrenciyi,
Fakülte kapısında vurulmuş,
Yağmurun altında, çıplak.

Bana bir şimşek çak,
Çok yanlış anlaşılmaktayım,
Hesabım yanlış bir mahkemede görülüyor,
İçimdeki zemberek,
Boşandı boşanacak,
Yaşamak mı gerek,
Yoksa unutmak mı,
Şaşırmaktayım,
Galiyef yoldaş ne olacak,
Galiyef yoldaş sibirya sürgünü,
Sanki yalın bir bıçak,
Kayarak,
Bir kırlangıç hızıyla,
Bulutların arasından,
Karanlığın böğrüne saplanacak.

Galiyef yoldaş ne olacak,
Galiyef yoldaş sibirya sürgünü,
Elinde bir mektup eski yazıyla,
Artık yüzünü bile unuttuğu,
Karısından,
Burnunda sadece kokusu var,
İlkbahar kadar müşfik,
Sonbahar kadar yumuşak.

Galiyef yoldaş ne olacak,
Avrasyada hala mazlumların uğultusu,
Kısa bozkır atlarının nallarından,
Gizli kıvılcımlar ki etrafa saçılıyor,
Azadlık mermileridir,
Çekirdekleri çelik,
Cehennem gibi sıcak.

Bana bir şimşek çak,
Sala veriliyor görünmez minarelerden,
İzmir de istibdat’ı yaşamaktayım,
Bir yangın soluğu sokak içlerinden,
Kordonboyunda muzaffer atlılar,
Fahrettin paşanın süvarisi.

Bana bir şimşek çak,
Yolumu aydınlatacak,
Gazi’nin gözlerinden,
Mavi bir şimşek,
Kuva-yı milliye mavisi,
Aynı emaneti taşımaktayım,
‘Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir’,
Çünkü hain sinsi ve korkak,
Aynı düşmana karşı,
Savaşmaktayım.

23 Nisan

23-nisan.jpg

23 Nisan 1920! Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş ve açılış günüdür.

Meclis daha sonraki yıllarda, o günün, her yıl Ulusal Egemenlik Bayramı olarak kutlanmasına karar verir. Karardan bir yıl sonra, 23 Nisan günü yaklaşırken, bütün Ankara, Egemenlik Bayramı’nı en güzel şekilde kutlamak için yoğun bir hazırlık içine girer. Kutlama hazırlıklarıyla ilgili olarak, herkes bir koşuşturma içindedir. Koşuşturanların başında da, yeni kurulan Öğretmen Okulu Mezunları Derneği gelmektedir. Öğretmenler, kutlamaların coşku içinde geçmesi için, kız erkek ayırımı yapmadan tüm öğrencilerin bir tören alanında buluşması gerektiğini düşünmektedir. Bunun için, o günkü Ziraat Okulu’nun yanındaki meydanı çam dallarıyla süsleyerek tüm erkek ve kız okullarına çağrı gönderip kutlamaya katılmalarını isterler.

Zamanın Ankara Valisi ve Eğitim Müdürü, öğretmenlerin bu kutlama çağrısından hiç hoşlanmaz. Okulları dolaşıp kızlı erkekli bir kutlamanın yapılamayacağını, bu tür kutlamaya kimsenin katılmaması gerektiğini, katılacak öğretmenlerin de işten çıkarılacağını söylerler. Karşılaştıkları bu tavır, öğretmen okulu mezunlarını çok üzer. Kendi aralarında toplanıp ne yapabileceklerini düşünürler. Sonunda, bu durumu Mustafa Kemal’e duyurmaya karar verirler. Kutlamalara çok az bir zaman kaldığı için, Mustafa Kemal’e hep yakın olmuş bir kişiden, Yunus Nadi’den yardım isterler. Aracılık yapmayı kabul eden Yunus Nadi, hemen Atatürk’e gidip yaşananları olduğu gibi anlatır. Onu dinleyen Atatürk, kısa bir suskunluktan sonra, “Öğretmenler haklı,” der ve ekler:

“Bu bayram bütün çocuklar tarafından kutlanmalı. Söyleyin, kutlamalara ben de katılacağım.”

Vali ve Eğitim Müdürü, Mustafa Kemal’in tavrını öğrenince, bütün okullara, kutlamalara katılımın serbest olduğunu duyurmak zorunda kalır.

1921 yılının 23 Nisan günü, Ziraat Okulu’nun önündeki meydan, kız, erkek bütün öğrenciler tarafından doldurulur. Sevinç çığlıkları göklere yükselmektedir. Konuşmalar yapılır, şiirler okunur…

Kutlamalar coşkuyla devam ederken, Atatürk de alana gelir. Herkesi selamladıktan sonra, okunan şiirleri dinler. Sonunda kürsüye çıkıp kısa bir konuşma yapar.
Konuşmasını, “Bu bayramın adı Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olsun” diyerek bitirir.

Ulusal Egemenlik Bayramı ile Çocuk Bayramı’nı birleştiren 23 Nisan kutlamaları, 1935’te çıkarılan Ulusal Bayramlar yasasıyla “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adını almıştır.

Asla

asla.jpg

Sen hayatımın en vazgeçilmez aşkı,
Sen uğrunda en çıldırdığım esmer,
Sen yolunda savaşlar verdiğim sevdam,
Sen uğrunda ölümlere gidip geldiğim,
Sen beklediğim,
Sen özlediğim,
Sen gizlediğim…

Güneş doğmayı unutabilir,
Sabah olmayı,
Yağmur yapmayı,
Ama ben seni asla.

Çiçekler açmayı unutabilir,
Kuşlar uçmayı,
Baharlar gelmeyi,
Ama ben seni asla.

Ne zaman bir şiir okunsa aklımdasın,
Ne zaman bir telefon çalsa karşımdasın,
Sen tanrımın en güzel armağanı,
Sen hayatımın en gerçek yalanı,
Sen bütün huylarımı ezbere bilen,
Sen gözyaşlarımı en iyi silen,
Sen dünyanın en güzel kadını.

Sen yemeğimin tuzu,
Yüreğimin buzu,
Anasının en güzel kızı,
Sen kalbimde en tatlı sızı,
Sen bütün varlığımın en sevimli hırsızı,
Sen sevdikçe sevilesi,
Övdükçe övülesi,
Öptükçe öpülesi aşkım.

Sen beni yokluğuyla delirten,
Varlığıyla yolumu yolundan çeviren,
Sevdasıyla beni bir dağ gibi deviren kadın,
Bundan böyle senden sorulsun günahlarım,
Sende bütün sorularım,
Sende bütün cevaplarım,
Adam olmuşsam senden,
Katil olursam senden,
Ben çoktan vazgeçtim kendimden,
Ama senden,
Asla kadınım,
ASLA!