Gerçek Sevginin Sırrı

gercek-sevginin-sirri.jpg

Bir keresinde bana çok yakın bir arkadaşım olmuştu! Bir yüzme havuzunun kenarında otururken avuçlarından birisini biraz su ile doldurdu ve bana uzatıp sunu söyledi: “Elimde tuttuğum bu suyu görüyor musun? Bu sevgiyi sembolize ediyor.

Ben bunu şöyle görüyorum: Elini özenle açık tutar ve suyun (yani sevginin) orada kalmasına izin verirsen, her zaman orada kalacak. Ancak, parmaklarını kapamaya kalkar ve sahip olmaya çalışırsan bulduğu ilk aralıktan akacak.

İnsanların sevgi ile karşılaştıklarında yaptıkları en büyük hata bu! Buna sahip olmaya çalışırlar, talep ederler, beklerler! Ve aynen elinizi kapadığınızda elinizden dökülen su gibi sevgi, aşk da sizden kaçar. Çünkü sevgi özgür olmalıdır, onun doğasını değiştiremezsiniz. Eğer sevdiğiniz insanlar varsa, onların özgür birer varlık olmalarına izin verin. Verin ama beklentiye girmeyin. Tavsiyede bulunun ama emretmeyin. Verir misin deyin ama hiçbir zaman talep etmeyin. Kulağa kolay gelebilir ama bu, gerçekten anlayabilmek için bir ömür isteyebilecek bir derstir.

Bu, gerçek sevginin sırrıdır. Gerçekten öğrenmek için sevdiklerinizden içtenlikle bir şey beklememeli ama onlara koşulsuzca özen göstermelisiniz.” Hayat aldığımız nefes sayısı ile değil, nefesimizi kesen anlarla ölçülür! Yaşayın!

Reklamlar

Aşık Adam

Belli;

Senin şiir falan okuduğun,

Şiirden falan anladığın yok.

Eğer okuyup, anlasaydın;

Aşık adam sınanmaz,

Bilirdin…

Yanlış Kişiler

Yanlış bir insan tanıdınız diye,

Hayallerinizden,

Umutlarınızdan vazgeçmeyin.

Unutmayın ki;

Yanlış kişiler size daima doğru dersleri verir….

Şükrü Saraçoğlu

Sene 1942…
Babam, başbakan.
Aynı zamanda, Fenerbahçe başkanı.
Ankara’dayız. Fenerbahçe’nin Ankara’da maçı var. Kardeşim ve dayımla birlikte maça gitmek istiyoruz. Ama, havamız olsun diye, bizi babamın götürmesini istiyoruz. Babamdan çekindiğimiz için söyleyemiyoruz, anneme söylüyoruz. Annem, babama aktarıyor, çocukları maça götür diyor. Babam, peki diyor. Hep birlikte başbakanlık makam aracına biniyoruz, stada geliyoruz. Şeref tribününe oturup, sahayı en güzel yerden seyredeceğimizi düşünürken… Babam şoföre sesleniyor, şurada dur diyor. Cüzdanından para çıkartıyor, dayıma veriyor; haydi bakalım çocuklar, gişenin önüne geldik, gidin biletinizi alın diyor!

Oğlu anlatıyor bunu…
Şükrü Saracoğlu’nun oğlu.

Başbakan, Fenerbahçe başkanı…
“Avanta almayacaksın” diyor.

Alt tarafı bilet…
Evladına bile ayarlamıyor.
“Her ne almak istiyorsan, mutlaka parasını ödeyeceksin” diyor.
“Suistimalin küçüğü büyüğü olmaz” diyor.

Sene 1946…
Seçim bitmiş; Şükrü Saracoğlu kendisini milletvekili seçen İzmir halkına teşekkür etmek için, doğum yeri olan Ödemiş’e gidiyor. Yanında oğlu var. Masa donatılıyor. Haliyle, rakı, bira servisi yapılıyor. Başbakan bira içiyor. Oğlu gazoz içiyor. Ödemiş belediye başkanı soruyor, evladım, yaşın 18’den büyük, niye hâlâ gazoz içiyorsun? Başbakanın oğlu cevap veriyor, babamın bira içtiği masada, bana gazoz içmek düşer diyor. Bunu duyan başbakan, hemen garsona sesleniyor; delikanlı, benim birayı kaldır, bir duble rakı getir diyor… Ki, babanın rakı içtiği yerde, evladı da rakının bir alt kademesi bira’yı içebilsin diye!

Hoşgörüye bak…
Zarafete bak kardeşim.

Başbakan Saracoğlu, Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin balosuna gidiyor. Müzik tatlı tatlı çalıyor. Bir genç kız, başbakanın yanına yaklaşıyor, dansa davet ediyor. Başbakan reddediyor, böyle olmaz diyor. Ortam buz kesiyor. Kızcağız fena halde bozuluyor, masasına dönüyor. İki dakika sonra… Başbakan kalkıyor, o genç kızın yanına gidiyor, benimle dans eder misiniz lütfen diyor. Herkes şaşırıyor. Başbakan gülümsüyor, dansa erkek kaldırır, sırf başbakanım diye bir genç kızımızı ayağıma getirtmem diyor.

(Başbakanın ayağına gidip dansa kaldırdığı o genç kız, Feriha Sanerk, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın emniyet müdürü oldu… Şimdilerde kızlı-erkekli’ye tahammül edilemeyen Türkiye’de, bir zamanlar bunlar oluyordu!)

Ve, seneler geçiyor.
Başbakanlar değişiyor.
Fenerbahçe başkanları değişiyor.
Kadıköy’de maç var.
Fenerbahçe başkanı Faruk Ilgaz, stada giriş yapmak üzere geliyor. O sırada gözü takılıyor, bilet kuyruğunda bekleyen, yaşı hayli ilerlemiş, bastonlu bir beyefendi görüyor. Dikkatlice bakıyor, o da ne? Bilet kuyruğunda bekleyen beyefendi, Şükrü Saracoğlu!

Çünkü, seneler geçiyor ama, evladına bile avanta vermeyen başbakanın, zihniyeti aynı kalıyor; her ne almak istiyorsan, mutlaka parasını ödeyeceksin.

Çünkü, ateşten gömleği giymiş, milli mücadelede kanla-barutla yoğrulmuş, boğazından tek kuruş haram lokma geçmemiş, milletin çıkarlarını ailesinden, evladından, kendinden önce tutmuş adamlardı onlar; adam gibi adamlardı.

Bir de bakın bu dönemin baba-oğul’larına…

Öğrendiniz veya Öğrettiniz

Yollarınızın ayrıldığı insanlarla hayatınızın bir döneminde tanıştınız.

Çünkü ya sizin ona öğretmeniz,

Ya da ondan öğrenmeniz gereken bir şey vardı…

Öğrendiniz veya öğrettiniz ve sonlandı.

Evet eskiler böyle güzelmiş.

Özlemek belki güzel ama artık şimdiyi yaşamak gerekir…

Önce Üzüntü

Bu hayatta sevmeyi en iyi bilenler,

Geceleri hep uykusuz kalanlardır…

Ama unutmamak lazım ki,

Bazı insanlardan vazgeçtiğin için,

Önce üzüntü,

Sonra gurur duyarsın…

Çığlık Atmaktan Vazgeçmeyin

ciglik-atmaktan-vazgecmeyin.jpg

Yolcular uçağın yanında otobüsten inmişler. Bavullarını gösteriyorlar. Bir bakmışlar uçak şirketinin minibüsü yanlarında durmuş. İçinden kaptan pilotla, yardımcı pilot inmişler. Yolcular fena halde şaşırmışlar. Nasıl şaşırmasınlar. Kaptan pilotun elinde bir beyaz baston. Kolunda üç noktalı bant. Yardımcı pilotun elinde bir köpek tasması. Tasmanın ucunda bir köpek. Sağa sola çarparak öylece ilerliyorlar uçağa.

Günlerden 1 Nisan değil ama, “Şaka herhalde” demiş yolcular, doluşmuşlar uçağa. Uçak pistte hızla ilerlemeye başlamış. Yolcuların gözleri camda. Uçak hızlanmış. Yolcular endişelenmeye başlamışlar. Uçak daha hızlanmış. Pistin sonu hızla yaklaşmaya başlamış. Uçak iyice hızlanmış. Bazı yolcular paniklemiş, dua etmeye başlamışlar. Uçak son hıza ulaşmış. Bu arada pistin sonuna da ulaşılmış. 100 metre sonra betonun bitip çimlerin başladığını gören yolcular dehşet içinde çığlığı basmışlar. Tam o anda da kaptan pilot levyeyi sonuna kadar çekmiş. Uçak tam pist biterken tekerleklerini yerden kesmiş, havalanmış. Kaptan pilot arkasına yaslanmış derin bir nefes almış ve yardımcı pilota dönmüş:

Biliyor musun? Bir gün çığlık atmakta gecikecekler ve hep birlikte geberip gideceğiz!…”

Dünyada nice kör yöneticiler var. Çığlık atmaktan vazgeçmeyin…