Ameliyat Eldiveni

Baltimore’da görev yapan Dr. Williams S.Halsted yaptığı ameliyatlarını bitirinceye kadar hasta taburcu olur” şeklinde alaylı cümlelere maruz kalacak kadar uzun tutmasıyla meşhurdu.

Doktor Halsted’in ameliyatlarının bu kadar uzun sürmesinin sebebi onun beceriksiz bir doktor oluşu yada elinin yavaşlığı değildi.

Deneyimlerinden ve yaptığı araştırmalardan itinayla bağlanan damarların ve yıpratılmadan dikilmiş dokuların enfeksiyon olasılığını azalttığını keşfettiği için ameliyatlarını itinayla, yavaşça yani uzun bir sürede yapıyordu. Ama kimsenin bilmediği bir sebebi daha vardı. Doktor Halsted’in meşhur uzun ameliyatlarının.

Çekingen kişiliği yüzünden sadece ameliyatlarda konuşup vakit geçirebildiği Hemşire Caroline. Ona duyduğu bu platonik aşk ameliyatların uzun sürmesinde yadsınamaz bir başka nedendi kuşkusuz…

Bu platonik aşkın gelelim bizi ilgilendiren kısmına. Yine uzun bir ameliyat sonrası Doktor Halsted Hemşire Caroline’in ellerinde oluşmaya başlayan kızarıkları fark etti. Bu kızarıklıkların ameliyat gereçlerinde kullanılan temizlik solüsyonlarına karşı oluşan alerji yüzünden geliştiğini anlaması çokta uzun sürmedi. Ve bu durum git gide Hemşire Caroline’in ameliyatlara girmesine engel olacak seviyeye ulaşmaya başlamıştı. Taa ki Dr. Halsted’in sevdiği kadını tek görebildiği ortamı kaybetmemek için şehirde bir lastikçiye bir çift lastik eldiven sipariş verinceye kadar…

Şu an doktor, hemşire ve sağlık çalışanların küçük/büyük tüm cerrahi girişimlerde kullandığı o eldivenler aslında “Aşık Bir Adam”ın sevdiği kadını biraz daha fazla görme çabasının sonucundan başka bir şey değildir.

Reklamlar

Ölümden Döner

İnsanları hata yaptıkları için değil,

Onlardan umudunuzu kestiğiniz zaman hayatınızdan çıkartırsınız.

Ve unutmamak gerekir ki,

Bir insanın size ihtiyacı varsa gelir.

Ölümden döner,

Yaşamdan vazgeçer yine de gelir.

Aslında hiçbir zaman insan kaybetmesiniz.

Sadece kimlerin gerçekte hayatınızda olduğunu keşfedersiniz…

Lades Tutuşsak

Keşke geçmişe dönebilsek,

Ve bir lades tutuşsak seninle.

Mesela sen nesine desen,

Ben yine sesine derim.

Beni bilirsin,

Yüzün aklımdadır hep,

Ama ben sesini özlerim…

Ayışığı Sonatı Hikayesi / Moonlight Sonata

Bir gün Beethoven, bir arkadaşı ile birlikte Viyana sokaklarında dolaşmaya çıkmıştır. Tam o esnada bir apartmandan piyano sesi geldiğini duyar ve kafasını kaldırıp bakar. Apartmanın ikinci katındaki cam açıktır ve Beethoven’ı büyüleyen ses oradan gelmektedir. Arkadaşına, çalan kişinin muhteşem çaldığını ve onu görmesi gerektiğini söyler.

Birlikte ikinci kata çıkıp kapıyı çalarlar. Kapıyı açan kadın, Beethoven’ı hemen tanır ve şok olur. Beethoven, piyano sesine geldiğini, çalan kişiyi çok merak ettiğini ve muhakkak görmek istediğini söyler. Kadın, piyanoyu çalanın kızı olduğunu ve tanışmaktan mutlu olacağını belirterek Beethoven ve arkadaşını içeri alır. Beethoven, piyano çalan kızın olduğu odaya girer. Annesi kıza, Beethoven’ın geldiğini söyler ve küçük kız çok heyecanlanır, hemen ayağa kalkar, fakat kız görme engellidir. Bunu gören Beethoven ise, “Lütfen benden bir şey isteyin.” der, maddi bir şey isteyeceklerini düşünerek. Kızın cevabı şu olur; “Ben hiç ayışığı görmedim, bana ayışığını anlatır mısınız?” Bu durumdan etkilenen Beethoven, bunun üzerine piyanonun başına geçer ve Ayışığı Sonatı’nı (Moonlight Sonata), doğaçlama olarak besteler.

Başkalarının Ellerine

İyileşmen ve ilerlemen için artık bir açıklama beklemene gerek yok.

Sırf bir şeyin sebebini bilme isteği genelde seni acı, karmaşıklık ve öfke içinde bırakır.

Bu da senin o harika hayatını yaşamana engel oluyor.

Sen birinin sana o açıklamayı yapmasını hayatının sonuna kadar bekleyebilirsin,

Belki de bir açıklamaya bile sahip değillerdir.

Onlar senin canını neyin acıttığını bilmiyor bile olabilirler.

Senin yaptığın şey ise o kişilerin de seninle aynı bilgeliğe ve farkındalığa sahip olduğunu sanmak.

Bu yanlıştır!

Geleceğini başkalarının ellerine bırakma.

Kontrolü geri al!

Ama Unutamıyor

Hayat bir şekilde akıp gidiyor.

İnsan kendi hayatının çalınıp gitmesine bile alışıyor.

İnsan kendi hayalini bir başkasının yaşamasına bile alışıyor.

Zamanla insan her şeye alışıyor.

Alışıyor ama unutamıyor…

Çankaya’nın Bahçıvanı

Atatürk’ün Çankaya’da ki bahçesini düzenleyen bahçıvan şu anıyı anlatmış.

Bahçeyi dolaşıyorduk.

Çok ihtiyar ve geniş bir ağaç Atatürk’ün geçeceği yolu kapıyordu.

Ağacın bir yanı havuz, bir yanı dik bir yokuştu.

Atatürk ağaca yaslanarak güçlükle karşı tarafa geçti.

Atıldım;

– Emrederseniz hemen keseyim efendim dedim.

Yüzüme baktı;

– Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin dedi.