Karı Koca Diyalogları

K:- Tuzu verir misin?

E: Önünde ya!

K:- Hafta sonu alışverişe çıkmamız lazım.

E:- Sen çık, benim ne işim var?

K:- Evin ihtiyaçları var ama.

E: – Ya ne zaman eve diye çıksak, alakasız şeylere para harcıyoruz, sen git.

K:- Alakasız dediğin şeyler ne acaba?

E:- Şimdi tek tek nasıl sayayım?

K:- Ben ne gerekiyorsa onu alıyorum.

E:- Valla bu evde ki eşyaların yarısı gereksiz ve kullanılmıyor.

K:- O eşyalardan biri de sensin farkında mısın bilmem.

E:- Ne demek istiyorsun sen?

K: Ben lafı bir kere söylerim.

E:- Bak buna inanmam işte, en az 10 posta geçiyorsun her şeyi.

K: Yazıklar olsun. Demek çok konuşuyorum ben öyle mi?

E: Öyle bir şey demedim ben.

K:- Dökül bakalım başka neler var içinde.

E: Ne olacak. İçimde bir şey yok.

K:- Biliyordum zaten içinde bana karşı bir şeyler olmadığını. Neden devam ediyor bu evlilik o zaman?

E: Ya bu yaştan sonra konuşulacak şey mi bu?

K: Öyle mi, demek biraz yaşın genç olsa boşayacaksın beni.

E:- Hayır ya ne boşanması, mutluyum ben.

K:- Zaten sorun burada. Sen sadece kendi mutluluğunu düşünüyorsun, benim mutluluğumun ne önemi var ki?

E:- Ne yani mutsuz musun?

K:- Bunu şimdi mi anladın?

E:- Neden söylemiyorsun o zaman?

K:- Kadınlar anlaşılmak ister, bana bir kerecik olsun adam gibi baksan anlayacaksın mutsuzluğumu.

E: Neden mutsuzsun?

K: Senin ilgisizliğin yüzünden, neden olacak?

E: Daha ne yapayım be sana, sen mutlu olmayı bilmiyorsun.

K: Tabi suç bende dimi, her şey benim yüzümden.

E:- Yok öyle demedim.

K:- Sus tamam anladım ben her şeyi, sen benden sıkılmışsın.

E: – Sıkılmadım ama valla yoruldum.

K:- Tamam ben gidiyorum, artık bu evde işim yok.

E:- Nereye?

K: – Sana ne istediğim yere giderim, senin olmadığın bir yere.

E:- Ya sen bensiz ne yapabilirsin?

K:- Ben acizim, işe yaramam dimi. Sen olmadan yaşayamam dimi?

E:- Ya lütfen keselim artık, sinirlenmeye başlıyorum.

K:- Farkında mısın tartışamıyoruz bile.

E: Ben tartışmak istemiyorum.

K:- Ne istiyorsun sen bir söyler misin?

E: Sen kendin git alışverişe ben gelmeyeyim yeter.

K: Ya evin ihtiyaçları diyorum anlamıyor musun?

E: Çok mu ağır, neden ben geliyorum?

K: Hayır belki kredi kartı gerekir, seninkiyle alırız.

E: Tamam al o kartı sen git olur mu?

K:- Nasıl yani kartı bana mı vereceksin, hem de sen olmadan harcamam için.

E: Evet

K: Güveniyorsun bana yani.

E: Hayatım neden güven meyeyim?

K: Tamam o zaman ben giderim.

E: Tuzu verir misin?

K: Al canım.

İnsanlar İnsanların İçinde

Her geçen gün,

Kalabalıkların içerisinde yok oluyoruz.

Ne demişti Özdemir Asaf;

“İnsanlar, insanların içinde, insana hasret yaşarlar.”

Ne kadar güzel,

Ne kadar doğru bir laf.

Kitap Okuyorsun

Bana neden bu kadar çok kitap okuyorsun diyorlar.

Cevabı aslında çok basit;

İnsan sevmiyorum ben.

İnsanlar yalancı,

İnsanlar fazla sıkıcı çünkü.

O yüzden kitaplarda bulduğum,

Ve gerçek olmadıklarını bildiğim insanlar ruhumu dindiriyor.

Bana iyiliğin, güzel şeylerin hayal de olsa var olabileceğini anlatıyor.

Carlos Santana

1989 yılında, İstanbul’a ilk kez gelen Carlos Santana, alanda karşılanıp konaklayacağı otele getiriliyor. İlk gün serbest, akşama basın toplantısı yapılacak. Dinlenmek yerine, “Çıkalım İstanbul’u dolaşalım,” diyor. Yanına bir rehber veriliyor, kendisine bir de araç tahsis ediliyor. Kapalıçarşı, Sultanahmet, Ayasofya derken Santana güzel bir çay bahçesi görüyor. Hem üstadı dinlendirelim hem de bir Türk kahvesi içsin diye bahçede bir masaya oturuyorlar.

O ana kadar koca Santana’yı bir Allah’ın kulu tanımıyor. Resimdi, imzaydı diye taciz eden de yok… Kendi de zaten bu durumdan şikâyetçi değil, çünkü adamın öyle kompleksleri yok… Rehberle beraber kahveleri höpürdeterek sohbet ediyorlar. Birden çay bahçesinin önünden geçmekte olan boyacı Roman çocuklar bağırmaya başlıyorlar: “Heyy !.. Hello Santana! Welcome İstanbul! I love you Santana!..”

Çay bahçesinin garsonları çocukları tersliyor. “Kesin ulan, bağırmayın, içeri falan da girmeyin, dağılın buradan, müşteriyi rahatsız etmeyin !” Santana rehberine diyor ki : “O çocukları buraya çağır, ben içeri gelmelerini istiyorum.” Rehber çocuk hemen garsonlara durumu izah ediyor: “Aman abilerim, adam dünya starı, herkese rezil oluruz, boyacıları yanına istiyor, bırakın gelsinler…”

Çaresiz izin veriyorlar. Boyacı Roman çocuklar sandıklarıyla beraber dalıyorlar çay bahçesine… Rehber söylediklerine tercüman oluyor, başlıyorlar koca Santana’yla sohbete… Diyorlar ki, “Sen dünyanın en büyük gitar ustalarındansın. Senin çizmelerini boyayalım, kıyağımız olsun, beş kuruş istemeyiz..”

Santana çok mutlu oluyor, hem de çok şaşırıyor… Çocuklara gazoz, kola ısmarlıyor. Sonra da soruyor tabii : “Geldiğimden beri beni İstanbul’da kimse tanımadı. Peki bu çocuklar beni nasıl tanıdı?..” Çocuklar anlatıyorlar: “Biz boya yaparken bazı müşteriler gazete okur. Fırça sallarken arada gazetelere de bakıyoruz tabii. Resmini orada gördük. ‘Dünya Yıldızı Santana İstanbul’a Geliyor’ yazıyordu, oradan tanıdık seni.”

Çizmelere boya cila yapılıyor. Santana para vermek istiyor ama çocuklar almıyor. “Peki,” diyor Santana, “yarın akşam konserim var, beni dinlemek ister misiniz?” Çocuklar deli oluyor. “Hem de çok isteriz Santana. Sen delikanlı adamsın!..”

Rehberden ikişer kişilik davetiyelerden alıyor, çocuklara veriyor. Kardeşiniz varsa yanınızda getirebilirsiniz, diyor. Çocuklar çok mutlu, tabanları kıçlarına vurarak çıkıyorlar, çay bahçesinden caddeye doğru seğirtip kayboluyorlar…

Ertesi akşam Açıkhava’da müthiş bir izdiham var. Roman çocuklar ellerinde davetiyelerle konsere geliyorlar. Ana kapıdan giremiyorlar, çünkü Santana misafirlerine VIP davetiye vermiş, çocuklar nereden bilsin, VIP kapısına gelince kıyamet kopuyor… “Kimden çaldınız lan bu davetiyeleri ?” Çocuklar, “Biz kimseden çalmadık abey, biz Santana’nın misafirleriyiz, o verdi bunları bize…’’ deyince, ‘’Hadi ulan!’’ diyerek ve sille tokat tartaklayarak çocukların ellerinden davetiyeleri alıp kapıdan kovuyorlar.

Ama Santana’nın VIP misafirleri pes etmiyor… Sanatçıların arka giriş kapısını buluyorlar. Orada da aynı muamele tabii: “Hadi yürüyün lan!..” Çocuklar asla pes etmiyor. “Santanaaa ! Santanaaa !.. Help.. Help !..” diye hep bir ağızdan basıyorlar feryadı. Bir şekilde rehbere haber gidiyor, o da gidip durumu Santana’ya anlatıyor. Sonra da rehber gidiyor, çocukları alıp kulise, Santana’nın yanına getiriyor. Salya sümük, gözyaşları içinde başlarına geleni anlatıyorlar. Santana çok üzülüyor ve sinirleniyor: “Misafirlerim alın ve yerlerine oturtun.”

Boyacı Roman çocuklar rehberle beraber sahne kenarından seyircinin arasına iniyorlar. Büyük sorun oluyor… Çocukları yerlerine çoktaan birileri oturmuş bile. Vali yardımcısının kızı, damadı… Belediye’den falancanın bacanağı, filancanın eltisi, görümcesi.. “Biz protokolüz kardeşim, kalkmıyoruz !” diyorlar.

Görevliler de durumun farkında ama korkudan bir şey yapamıyorlar… Dakikalar geçiyor ama sorun çözülemiyor. Sonunda merdiven basamaklarına birer minder koyulup Santana’nın VIP misafirlerini oraya oturtarak olayı bağlıyorlar.

Rehber tekrar Santana’nın yanına gidiyor ve olanları anlatıyor. Sanatçı diyor ki, “Git onlara söyle, benim misafirlerime kimse saygısızlık yapamaz… Eğer sahneye çıktığımda çocukları en ön sırada, koltuklarda görmezsem tek bir nota çalmam. Sahneye çıkarım, olayı anlatır, veda eder giderim. Tazminat falan da umurumda değil, bedeli ne olursa olsun öderim.”

Konserin başlaması lazım ama bir türlü başlamıyor. Alkışlar, ıslıklar başlıyor. Ve işler karışıyor. VIP bölümünde bir kargaşa var… Bu defa görevliler durumun vahametinin farkında. Çocukların koltuklarına çöken baldız, bacanak, elti, görümce ve de enişte… Tek tek koltuklardan kaldırılıyorlar. En ön orta protokol koltuklarına Santana’nın VIP misafirleri olan Roman çocuklar oturuyorlar…

Arkaya “tamam” diye haber gidiyor, ışıklar açılıyor, sahne aydınlanıyor ve Carlos Santana sahneye çıkıyor… Yer yerinden oynuyor. İlk iş olarak ön tarafa bakıyor, misafirleri yerinde mi diye… Çocukları görüyor, bakıyor ki herkes mutlu… Başparmağını yukarı doğru çevirip VIP misafirlerine bir OK çekiyor. Sonrasında o sihirli parmaklar gitarının tellerine gömülüyor. Açıkhava’da sanki gitarından binlerce beyaz güvercin çıkıyor. Uçuyor, uçuyor, Santana’nın misafirlerinin üstünde sortiler yapıyor..

Anla Ki

Hayat öyle şeyler yaşatsın ki sana,

Sevilmediğin her insanda beni hatırla.

Hatırla ki beni birazcık anla.

Anla ki bir daha seni seven bir insanı acıtma.

Kendim Öğrendim

Ben bu hayatta her şeyi kendim öğrendim.

Ne elimden tutanım oldu,

Ne yol gösterenim.

Düştükçe kalkmayı öğrendim.

Kalktıkça kimsem olmadığını…

Kenevirin Önemi

1. Bir dönümlük kenevir, 25 dönümlük orman kadar oksijen üretir.

2. Yine bir dönümlük kenevirden, 4 dönüm ağaca eş kağıt üretilebilir.

3. Kenevir tam 8 kez kağıda dönüştürülebilirken, ağaç 3 kez kağıda dönüştürebilir.

4. Kenevir 4 ayda yetişir, bir ağaç ise 20-50 yılda.

5. Kenevir, gerçek bir radyasyon temizleyicidir.

6. Kenevir dünyanın her yerinde yetiştirilebilir ve çok az suya ihtiyaç duyar. Ayrıca kendisini böceklerden koruyabildiği için tarım ilacına da ihtiyaç duymaz.

7. Kenevir ile yapılan tekstil ürünleri yaygınlaşırsa, tarım ilacı sektörü tamamen ortadan kalkabilir.

8. İlk kot pantolon, kenevirden yapılmıştır; hatta “KANVAS” kelimesi kenevir ürünlerine verilen isimdir. Kenevir ayrıca ip, halat, çanta, ayakkabı, şapka yapımı için de ideal bir bitkidir.

9. Kenevir, AİDS ve kanser tedavisinde kemoterapi ve radyasyon etkisini azaltma; romatizma, kalp, sara, astım, mide, uykusuzluk, psikoloji, omurga rahatsızlıkları gibi en az 250 hastalıkta kullanılmaktadır.

10. Kenevir tohumunun protein değeri çok yüksektir ve içindeki iki yağ asidi’de doğada başka hiçbir yerde bulunmamaktadır.

11. Kenevirin üretimi soyadan bile daha ucuzdur.

12. Kenevirle beslenen hayvanlar, hormon takviyesine ihtiyaç duymaz.

13. Plastik ürünlerin tamamı, kenevirden üretilebilir ve kenevir plastiğinin doğaya dönüşmesi oldukça kolaydır.

14. Bir arabanın gövdesi kenevirden yapılırsa, dayanıklılığı çelikten tam 10 kat fazla olur.

15. Binaların yalıtımı için de kullanılabilir; dayanıklı, ucuz ve esnektir.

16. Kenevirle yapılan sabunlar ve kozmetik ürünler, suyu kirletmez; yani tamamen doğa dostudur.