Çankaya’nın Bahçıvanı

Atatürk’ün Çankaya’da ki bahçesini düzenleyen bahçıvan şu anıyı anlatmış.

Bahçeyi dolaşıyorduk.

Çok ihtiyar ve geniş bir ağaç Atatürk’ün geçeceği yolu kapıyordu.

Ağacın bir yanı havuz, bir yanı dik bir yokuştu.

Atatürk ağaca yaslanarak güçlükle karşı tarafa geçti.

Atıldım;

– Emrederseniz hemen keseyim efendim dedim.

Yüzüme baktı;

– Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin dedi.

Reklamlar

Eskiler Derdi

Eskiler derdi ki:

Kaybettiğin insanlar için üzülme…

Ya dostluğunla yetinmemiştir;

Ya anlamamış, dinlememiştir…

Ya ona verdiğin değeri suistimal etmiştir;

Ya seni de kendi gibi fitne fücur bilmiştir…

Ya birinin lafıyla dolduruşa gelmiştir;

Ya sırlarını muhabbetine meze etmiştir…

Sen sadece kazandıklarının kıymetini bil,

Ve doğru yolunu eğip bükme…

Daha İyidir

Bir gün Mihriban’ı göreceğinize inanıyor musunuz?

Bilmiyorum, görmek de istemiyorum.

Değişmiştir şimdi.

Ben onun nazarında değiştim, o benim nazarımda değişti.

Niye görelim?

Öyle kalsın ya…

İnsanların gönülde kalması, gözde kalmasından daha iyidir.

Bir Ağaç

Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. 
Son zamanlarda o kadar sık olmasa da, evlenmeden önce sık sık birbirlerini çok sevdiklerine dair ne kadar da dil dökmüşlerdi. Ama şimdilerde, küçük bir söz, ufak bir hadise aralarında orta çaplı bir kavganın çıkmasına yetiyordu.

Bir akşam oturup, ilişkilerini gözden geçirmeye karar verdiler. Her ikisi de, boşanmayı istememekle beraber, işlerin böyle gitmeyeceğinin farkındaydılar.

Erkek, “Aklıma bir fikir geldi” dedi.

“Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım. Kurumaz da büyürse bunu bir daha aklımızdan geçirmeyelim. Bu süre içinde de ayrı ayrı odalarda kalalım.”

Bu ilginç fikir hanımının da hoşuna gitti. Ertesi gün gidip bir meyve fidanı aldılar ve birlikte bahçeye diktiler.

Aradan bir ay geçti. 
Bir gece bahçede karşılaştılar.

Her ikisinin de elinde içi su dolu birer bidon vardı…

Sıradan Bir Eylem

Sert köşelere çarpmaktan yorulan aklımın,

Durgun ve sürekli bir aşk içinde,

Ancak seninle birlikte dinleneceğini,

Biliyordum…

Düşünüyorum da,

Yüzünü avuçlarımın arasına alabilmek.

Bilirsin, bu böyle sıradan bir eylem değil.

Bu bütün mutlulukların ellerime inme şeklidir.

Kaderin Olacak

Benden sonra,

Canım dediklerin yakacak canını.

Üzecekler seni,

Çok üzecekler.

Pişmanlık başka,

Sen perişan olacaksın.

Aklına o zaman geleceğim işte.

Ve bu benim bedduam olmayacak,

Senin kaderin olacak…

Baba Olmak

Erkek, Allah’ın yarattığı en güzel canlıdır. 
Eşine, kızına, kız kardeşine, annesine, babasına, torununa vermek için sahip olduğu her şeyi feda edip, vazgeçer.

Gençliğini ve sağlığını eşi ve çocukları için feda eder, çünkü sürekli çalışır. 
Bazen gece geç vakitlere kadar çalışmaya devam eder, ailesinin hayatını, çocuklarının geleceğini inşa etmeye çalışır. 
Birkaç işte çalışmak zorunda kalsa ve bu sağlığına mal olsa dahi…
Sürekli mücadele eder.

Annesinden, diğer yakınlarından, hatta iş yerinde amirinden işittiği azarlara tahammül eder.

Tüm bunların sonunda yine kabak onun başına patlar.

Biraz eğlenmek için gezmeye çıksa, sorumsuz biri oluverir.
Evde kalsa, tembel olur.
Hata ettiklerinde çocuklarına kızınca, vahşi baba olur.
Kızmasa, boşverici baba olur.
Karısının çalışmasına izin vermezse geri kafalı, karısının başının belası, 
izin verse, karısının parasını istismar eden bir asalak olur.

Annesinin sözünü dinlerse suçlu, karısının sözünü dinlerse yine suçludur.

Tüm bunlara rağmen baba şunları yapar:
Çocuklarının her hususta kendisinden daha iyi olmasını ister.
Çocukları küçükken ayağını, büyüyünce yüreğini çiğnediklerinde tahammül eder.

Dünyadakinin en iyisini veremezse dahi, sahip olduğunun en iyisini, hatta belki hepsini verir.
Çocukları gökteki yıldızı istese, o gücü yetse güneşi getirmeye çalışır.

Eğer anne dokuz ay çocukları karnında taşıdı ise, baba da aklında, zihninde, ömrü boyunca taşır.

Aile için babası iyi olduğu sürece, tüm dünya iyidir..