Zürafayım

Bir gün ülkelerin haber alma teşkilatları arasında bir yarışma
düzenlenir. Yarışmaya CIA, KGB ve MİT katılır.

İlk gün 3 teşkilata görev açıklanıyor:

– Göreviniz yakınımızda bulunan ormandaki zürafayı bulup getirmek.

İlk önce CIA deneyecektir. Ertesi gün sabahtan CIA’deki ajanlar ormana
gider. 1 saat geçer, 2 saat, 3 saat, 5 saat… Günün sonunda CIA eli boş olarak geri döner.

İkinci gün KGB gider, o da aynı şekilde 1 saat, 12 saat, 1 gün, 2 gün… Elleri boş geri dönerler.

Üçüncü gün MİT gider ormana. 1 gün geçer, 2 gün, 5 gün. 1 hafta sonunda
yanlarında bir Fil ile geri dönerler ama filin ağzı, burnu dağılmış, çürük içinde.

Jüridekiler “bu ne ya demeye kalmadan” Fil konuşur:

-Aaabi anamı s*ksinler zürafayım…

Silginiz Var Mı

Temel uçağa binerken merdivende bir bakmış önünde bir dilber. Muhteşem de bir mini. Temel içini çekerken bir bakmış yeri dilberin tam yanı.

Oturmuşlar, uçak havalanmış. Dilber çantasına uzanmış ve içinden bir bulmaca dergisi, bir kurşun kalem çıkartmış. Başlamış çapraz bulmacayı çözmeye.

Temel heveslenmiş. “Şimdi bir yerde takılır, bana sorar ve böylece muhabbete başlarız” diye.

Beş dakika geçmeden dilber Temel’e dönmüş kısık ve seksi bir sesle sormuş.

– Beş harfli bir kelime. Sonu arak, başına bir harf koyarsanız kadınların en sevdiği alet oluyormuş. Biliyor musunuz?

Aman Allah’ım demiş Temel. Tıpkı Amerikan filmlerindeki gibi…

Aman demiş Temel “bu güzel kadına o kelimeyi nasıl söylerim ben? Mutlaka bir başka kelime olmalı.”

Başlamış düşünmeye. Beş dakika sonra jeton dank diye düşmüş.

Kadına dönmüş:

– Tarak olabilir mi hanımefendi. Tarak…

– Harikasınız… Silginiz var mı acaba?

Geçinip Gidiyoruz

Çocuk dedesine sormuş:

– Dede nenemle kaç yıldır evlisiniz?

– 40 yıldır.

– Peki ama dede, ben sizi hiç kavga ederken görmedim. Bunun sırrı nedir?

– Otur evlat anlatayım. Biz nenenle evlendiğimizde elde avuçta bir şey yoktu. Kimsem de yoktu. Ben neneni bizden oldukça uzaktaki köyden aldım. Nikahımız kıyıldı, benim at arabasına nenenin üç beş eşyasını attık ve bizim köyün yolunu tuttuk. Yolda benim atın ayağı sürçtü ve tökezledi. Ben bu bir dedim.

Devam ederken bir daha tökezledi, ben bu sefer bu iki dedim. Köye de daha epey yolumuz vardı, bizim atın ayağı bir daha tökezleyince bu iç dedim ve çektim belimden piştovu, atı orada vurdum.

Ben atı vurunca nenen başladı bana söylenmeye. Biz şimdi nasıl gideceğiz, niye durup dururken atı vurdun? Sende hiç akıl yok mu? Bu eşyaları nasıl götüreceğiz?

Ben de döndüm nenene bu bir dedim. O gün bugündür gül gibi geçinip gidiyoruz…