1 Kuruş

Kahveden sonra Atatürk soruyor:

– Hayrola İsmet? Sende bir fevkaladelik var bugün. Ne oldu? Neye sinirlendin?

– Türk Hava Kurumu’nun toplantısı vardı da…

– Eee, ne olmuş varsa?

– Fuat beyi (THK Başkanı) epey terlettim. İstifaya falan kalktı.

– Çalışkan çocuktur Fuat. Kurumu da iyi yönetiyor.

– Bunlara bir diyeceğim yok. Fakat canımı sıkan bir şey oldu.

– Neymiş o?

– Hesaplarda bir kuruş oynuyor.

– Bir kuruş…

– Daha önceki toplantıda dikkatimi çekmişti. Bu bir kuruşun nereye gittiğini öğrensinler diye talimat vermiştim. Bulamamışlar. Fuat Bey’in hassasiyetini anlıyorum. Ama milletimiz ondan daha hassastır. Verdiği paranın nereye gittiğini mutlaka bilmek ister. İstifa bu gibi hallerde en kolay çıkar yoldur. Ama kimseyi rahatlatmaz. Hatta söylentilere bile sebep olur.

– Demek mesele bu. Bir kuruşun hesabı seni bu kadar üzdü. Haklısın. Kırk para (bir kuruş) günün birinde 40 lira, 40 lira da 400 lira olur. Bu da giderek büyür halkın ağzında. Cumhuriyet’i kurarken böyle bir kuruşlara çok ihtiyacımız oldu.. Peki ne yaptın sonunda?

– Memurları seferber ettim. Ve bir kuruşun yanlışlıkla başka bir hesaba geçirildiğini bulup, çıkarttırdım. Bizim milletimiz cömerttir, elindekini, avucundakini verir. Ama verdiğinin doğru, dürüst yerlere harcandığını görmek ister. Buna inanmak, bilmek ister…

Doğru Yer Doğru Zaman

Baba oğluna dedi ki: üniversiteden üstün başarı ile mezun oldun oğlum, işte yıllar önce senin için alıp garajda sakladığım arabanın anahtarları burada… Ama sana vermeden önce onu şehir merkezindeki kullanılmış araç parkına götür ve onlara satmak istediğini söyle ve sana ne kadar teklif edeceklerini öğren.

Oğlu kullanılmış araba parkına gitti, babasına geri döndü ve dedi ki: ” Bana 10.000 lira teklif ettiler çünkü araç çok yorgun ve eski imiş.”

Baba dedi ki: ” Şimdi onu piyasada satılığı çıkar.”

Oğlu piyasada satılık dedi sağa sola sordu ve babasına geri döndü ve dedi ki: ” 12 bin teklif ettiler çünkü çok eski bir araba olduğunu söylediler.”

Baba bu kez oğlundan şehir merkezindeki klasik araba satıcılarına arabayı göstermesini istedi.

Oğlu arabayı götürdü, geri döndü ve babasına dedi ki:

Baba buna çok şaşıracaksın araba için 100.000 lira teklif ettiler, çünkü bu bir Nissan Skyline R34 müş, dünyada sadece 27 tane kalmış ve kolleksiyonerler bu araca çok değer veriyormuş.

Baba oğluna dönüp dedi ki: ” Doğru yerin seni doğru şekilde değerlendireceğini görmeni istedim.”

Takdir edilmiyorsan sakın üzülme, bu sadece yanlış yerde ve yanlış insanların arasında olduğun anlamına gelir.
Değerini bilen, seni anlayan ve fikirlerine önem veren kişiler varsa doğru yerdesin demektir, asla kimsenin değerini anlayamadığı bir yerde gereğinden fazla zaman geçirme oğlum…

Mevzuata Uygun

Bir bürokrat, görevli olarak şehirden kasabaya giderken yolda sulak ama bataklık bir yerde mola vermiş. Nasıl olmuşsa ayağı kayıp bataklığa düşmüş:

“İmdat, boğuluyorum. Kurtarın beni!” diye bağırmaya başlamış.

O sırada yakınlardan geçen bir köylü, sesini duyup yaklaşmış.

Bürokrat: “Bataklığa düştüm. Kurtar beni!” diye bağırmış.

Köylü: “Geçmiş olsun” demiş. Ama kurtarmak için hiç gayret göstermemiş. Hani neredeyse dönüp gidecek.

Bürokrat paniklemiş ister istemez: “Lütfen, bir dal uzat. Kurtar beni!” diye yalvarmış.

Köylü: “Olmaz sen şu anda hazine toprakları üzerindesin. Hazine malından bir şey almak suçtur.”

Bürokrat: “Sen, dalga mı geçiyorsun. Ölüyorum. Kurtar beni!” diye bağırmış ağzına dolan çamurlarla.

Köylü hiç istifini bozmadan cevap vermiş: “Ben Hazine’den mal alıp suçlu duruma düşemem. Fakat, seni böyle bırakacak değilim. Gidip muhtara haber vereceğim. O kaymakama, kaymakam da valiyi arar mutlaka. Mal müdürüne talimat verilir. Şayet, hazine arazisi değilse. İtfaiyeye talimat verir ve seni kurtarırlar…”

Bürokrat: “Yahu. Bunlar oluncaya kadar ben ölürüm.”

Köylü gülmüş: “Ben ölmezsin demiyorum ki… Bizim devletle bir işimiz olsa siz de bu yolları önermiyor musunuz? Biz de oradan oraya gide gide ölüyoruz adeta…. Sen de ölsen, mevzuata uygun ölmüş olursun!”