Mustafa Kemal ile Seyit Onbaşı

Mustafa Kemal: Evladım tek başına nasıl kaldırdın 275 kg mermiyi? 

Seyit: İşte Allah’ın izniyle oldu komutanım. O anda bir çam kütüğü gibi geliverdi.

Mustafa Kemal: Öğrendiğimde göre fakir bir aile çocuğu olduğun halde verilen ikramiyeleri kabul etmemişsin. Yalnız bana yatın ilave verin demişsin ve onu da ertesi gün Komutanına “ben arkadaşlarımın hakkını yiyemem bunu da geri alır mısınız?” Demişsin.

Seyit: Komutanım sizin ikram ettiğiniz şu kahve benim için en büyük armağandır.

Mustafa Kemal: O Mermiyi kaldırdığın gibi beni de kaldırabilir misin? 

Seyit: Hayır Komutanım.

Mustafa Kemal: Niye? Ben o mermiden ağır mıyım Seyit? 

Seyit: Komutanım merminin ağırlığı başka, sizin ağırlığınız bambaşka. Sizi ben değil dünya bile kaldıramaz.

Sekiz Numaralı Kutu

Doktorun biri yeni bir muayene açmış. Kapıya yazmış;

“Vizite ücreti 100 Dolar. İyileştiremediğimiz hastaya beş mislini veriyoruz. Vizite pahalı ama, doktor gerçekten doktor…

Her gelen hasta iyileşip gidiyor. Doktorun ünü her geçen gün artıyormuş…

Uyanığın biri doktora gidecek, iyileşmeyecek ve beş misli parayı geri alacak ya, kapıyı çalmış…

“Doktor! Ağzımın tadı hiç yok… Öyle kötüyüm ki, hiçbir şeyin tadını alamıyorum…”

Doktor adama şöyle bir bakmış, hemşireye seslenmiş:

“Hemşire hanım! Sekiz numaralı kutuyu getirin”

Hemşire adama uzatmış kutuyu, adam; bir kaşık içindekinden yemiş ve anında tükürmüş…

“Ama bu bok!”

Doktor sakin;

“Evet! İyileştiniz. Tad alıyorsunuz artık..”

Adam, parayı ödemiş sinirleri tepesinde gitmiş…

Aradan birkaç ay geçmiş, büyük bir hırsla yeniden kapısına dayanmış doktorun…

“Doktor bey, ben de hafıza kaybı başladı. Her şeyi unutuyorum!”

Doktor, adama şöyle bir bakmış yine, hemşireye dönmüş,

“Kızım, sekiz numaralı kutuyu getirir misin?” demiş.

Adam, hemen itiraz etmiş,

“Ama, o kutuda bok var!”

Doktor;

“Doğru! Bakın, hafızanız da yerine geldi…

Vesile Olmak

Cerrahın telefonu çalar, arayan hastane sekreteridir.

-Buyurun sizi dinliyorum.

-Sayın hekim, ağır hasta var, acele bütün işinizi bırakın gelin.

-Geliyorum deyip hekim telaşla yola düştü. Hekimi hastanede hastanın babası hışımla karşıladı:

-Benim oğlum ölüm döşeğindedir, ne için bu kadar geç kaldınız? Sizin kendi oğlunuz olsaydı yine böyle yapar mıydınız?

Cerrah gülümsedi:

-Bana haber verilir verilmez acelece geldim. Bir de unutmayın ki, hayat ve ölüm Allah’ın elindedir.

Cerrah ameliyat odasına girdi. Ameliyat iki saat sürdü. Cerrah odadan çıkıp koridordaki babanın yanından sakince geçip gitti. Ardından yardımcı hekim çıktı. Babaya oğlunuz yaşayacak dedi. Baba bir an sevindi, sonra yine hiddetlenip dedi:

-Bu cerrah çok kötü ve insafsız bir adam. Ne vardı yani, çıkarken bana iyi haberi o verseydi.

Yardımcı hekimin gözleri doldu ve adamı hayatı boyunca pişmanlığa sevk edecek olan şu cevabı verdi:

-Cerrah çok güzel insandır. Onun oğlu otomobil kazasında bugün vefat etti. Biz onu defin merasiminden çağırdık. Oğlunun defin merasimini yapamadan sizin oğlunuzun şifasına vesile olmak için hastaneye geldi…

Albert Einstein ile Charlie Chaplinin Sohbeti

Albert Einstein, Charlie Chaplin’le tanıştığıında,

Ona şunları söylemiş;

“Sanatınızda en çok hayran olduğum nokta ne biliyor musunuz?

Evrensellik!

Tek bir kelime bile söylemiyorsunuz,

Ama tüm dünya ne demek istediğinizi anlıyor.”

Charlie Chaplin ise şöyle cevap vermiş;

“Doğru!

Ama sizin şöhretiniz çok daha muazzam.

Çünkü kimse ne dediğinizi anlamıyor,

Ama yine de tüm dünya size hayran.”

Mangalda Kül Bırakmamak

Yeniçeriler askere alınırken eşcinsel olup olmadıklarını anlamak için içi kül dolu bir mangala yellenmeleri istenirmiş.

Makat cinsel ilişkide pasif kaldıysa, dar kanaldan çıkan basınçlı gazla kül uçar, aksi halde sadece az dağılırmış.

Mangalda kül bırakmamak deyimi buradan gelmektedir.

Balık Tutmak

Adam işten çıkmadan önce karısını evden arar;

-Tatlım, patron bir kaç arkadaşıyla beraber komşu vilayetteki büyük gölde balık avlamaya gidecek, benim de gelmemi istiyor. Bu hafta sonunu orada geçireceğiz. Bu benim terfi almam için iyi bir fırsat. Benim için yeteri kadar giysi ve olta takım çantamı hazırlar mısın? Direkt ofisten çıkacağız ve geçerken evden çantaları alırım. Ha, yeni ipek mavi pijamamı da koymayı unutma.

Karısı biraz işkillenir. Fakat kocasının istediklerini de yapar. Hafta başında adam eve gelir, biraz yorgundur ama iyi gözükmektedir. Karısı onu karşılar ve çok balık tutup tutmadığını sorar.

Ekrem: Ha, evet epey balık tuttuk. Fakat sana söylediğim pijamayı çantaya koymamışsın. Karısı: Oltanın bulunduğu takım çantasına koymuştum.

Evde Bekleyen

Bir gün aslanla öküz beraber takılıp eğleniyorlarmış,

Aslan saate bakmış:
-Oooo çok geç olmuş, benim gitmem gerek demiş.

Öküz:
-Otur işte daha yeni geldik, biraz takılır gideriz demiş.

Aslan:
– Yok ben kalkayım demiş, evde hanım merak eder şimdi.

Öküz:
– Sen ki koskoca ormanların kralısın, bütün hayvanlar senden korkar, sen de hanımdan mı korkuyorsun?

Aslan cevabı patlatmış:
-Beni evde bekleyen de bir aslan, senin ki gibi inek değil…