Kahve

Her kahve aynı tadı taşımaz…

Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona göre değişir…

Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtiğin kahvenin tadı kederlidir…

Kahve telvesine yüreğinin acısı karışır…

Bir pazar öğle sonrası annenin “hadi bir kahve yap da içelim” dediği kahve huzurludur… Köpükler annenin göz bebeklerine yansır… Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir…

Dostlarla içilen kahve neşedir… Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer…

Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır… Acıdır tadı… Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır…

Baban için yaptığın kahve sevgi doludur… Çay bardağında, az şekerli… Kahve gibi görünmez sana… Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür…

Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve başkadır… Isıtır insanın içini…

Yorgun olduğunda içtiğin kahve hafifletir seni… Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını…

Kahve aynı kahvedir belki… Köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama içilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadları değişir…

Her kahve aynı değildir bu yüzden…

Kahvenin dumanındaki 40 Yıllık Hatır kokusunu yüreğine çekenler beri gelsin,

Bize gelsin…

Daha Uyanmadı Komşular

daha-uyanmadi-komsular

Yağmur var,
Çok sevdiğim rüzgar da,
Bugün Pazar,
Daha uyanmadı komşular,
Damların üzerinde kuşlar,
Daha rahatlar,
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde,
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru,
Yağmur da var,
Çok sevdiğim rüzgar da,
Daha uyanmadı komşular,
Bugün Pazar,
Ve ben seni çok özledim.
Dışarı çıkmak istiyor canım,
Tek başına haytalık etmek,
Islanmak Pazar sabahında yağmurda,
Boş caddelerde dolaşmak,
Vitrinlerine bakmak mağazaların,
Sinemaların afişlerine,
Sokakların isimlerine,
Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara,
Bir merhaba demek sessizce.
Sahilde martılara simit atmak,
Otobüslerin ilk seferlerine binmek,
Gitmek istiyor canım,
Hayatın gittiği yere,
Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine,
Fırından taze ekmek alıp,
Buğusunu çekmek içine,
Ve ben seni çok özledim.
Tam böyle bir şey,
Çiçeğe su yürümesi,
Bebeğin ağlaması,
Toprağın uyanması,
Yağmurun yağması,
Ateşin sıcağı,
Bu Pazar sabahı,
Tam böyle bir şey.
Bir sabahçı kahvesine uğramak,
Bir bardak çay,
Taze dem kokusu,
Hayatın atardamarlarında dolaşmak,
Bölmeden şehrin uykusunu.
Bir Şiir yazmak,
Pazar bulmacasının boş karelerine,
Şiirde tam da bunu anlatmak delice,
Tam böyle bir şey,
Hesapsız, gölgesiz, bedelsiz, kimsesiz,
Bir şiir yazmak,
Bir bardak çay içmek,
Sokaklarda gezmek,
Yağmurda ıslanmak,
Ve ben seni çok özledim…

Ay Bile

ay-bile

Ay bile Ayça bu gece…

Kavuşma hayali, geceleri insanı ısıtan bir ateş, bir kor gibi…

Kül sarmalıyor kor ateşi,

Sarmalıyor ki geçmesin içi…

Sessiz, ıssız yine bu gece…

Tıpkı gözlerinde kaybolduğum sonsuzluk gibi,

Ucu bucağı görünmüyor…

Rüzgar sert esiyor yine bu gece…

Tanıdık, bildik bir hal gibi, sanki kokun burada gibi…

Anlayacağın, canım burnumda bu gece…