Öyle Karşıla Ki

Çocuğunu öyle karşıla ki;

Eve geldiği zaman en güzel yere geldiğini hissetsin.

Eşini öyle karşıla ki;

Yanına geldiği zaman, en doğru insana kavuştuğunu hissetsin.

Anneni öyle karşıla ki;

Doğumunda ki ağrıları lezzetle takas etsin.

Babanı öyle karşıla ki;

Ömür boyu bir başka evlada imrenmesin.

Fakiri öyle bir karşıla ki;

Ona serdiğinden büyük, bir dua sofrası sersin.

Zengini öyle karşıla ki;

Gönlünü gördüğünde, kendi gönlünün fakirliğinden kahretsin…

Ye Diplomam Ye

İnsanlar okulu bitirdikleri zaman bir yerlere gelebileceklerini sanıyorlar. İyi bir okuldan bir şey öğrenmeden diploma almak istiyorlar. Çünkü bunun sayesinde birileri onları seçecek; iyi işlere girecekler ve para kazanacaklar. Ve de “ye kürküm ye” hesabı “ye diplomam ye” diye sofraya çökecekler. 

Bunun bir masal olduğunu okulu bitirince anlayacaklar. Bilmenin, öğrenmenin dışında başka çıkış yolu olmadığını elbet bir gün görecekler. Okulda sınıfta kalmasalar, hayatı geçemeyecekler. Tüm yaşamı bir okul olarak görmedikçe, öğrenmenin sırrına varmadıkça hiçbir yere varamayacaklarını belki de zor yoldan bir gün anlayacaklar.

Neleri Önemsediğindir

neleri-onemsedigindir.jpg
Bir gün New York’ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar. Gruptan biri, Kızılderili’dir. Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken Kızılderili, kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyleyerek cırcır böceğini aramaya başlar. Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder. Aralarından bir tanesi inanmasa da onunla birlikte cırcır böceğini aramaya başlar. Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcırböceği bulurlar. Arkadaşı, Kızılderili’ye: “Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?” diye sorar. Kızılderili ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek, arkadaşına kendisini takip etmesini söyler.
Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırıma yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, onun ceplerinden düşüp düşmediğini kontrol eder. Kızılderili, arkadaşına dönerek: “Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin” der.

Huzurun Resmi

huzurun-resmi
Bir gün bilge bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan etti. Yarışmaya çok sanatçı katıldı. Günlerce çalıştılar, birbirinden güzel resimler yaptılar. Sonunda, eserlerini saraya teslim ettiler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden gerçekten çok hoşlandı. Ama birinciyi seçmek için karar vermesi gerekiyordu. Resimlerden birisinde, sükünetli bir göl vardı. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların huzurlu görüntüsünü yansıtıyordu. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslüyordu. Resme kim baktıysa, onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu. Diğer resimde dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli gökyüzünden yağmur boşalıyor ve şimşek çakıyordu. Dağın eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kısacası, resim hiç de huzur dolu görünmüyordu. Fakat kral resme bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki bir çatlaktan çıkan minnacık bir çalılık gördü. Çalılığın üzerinde ise anne bir kuşun ördüğü bir kuş yuvası görünüyordu. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuş yuvasını kuruyor harika bir huzur ve sükun. Peki ödülü kim kazandı dersiniz? Kral ikinci resmi seçti.

‘Çünkü’ dedi. ‘huzur hiçbir gürültünün sıkıntının ya da zorluğun bulunmadığı yer demek değildir. Huzur, bütün bunların içinde bile yüreğinizin sükun bulabilmesidir. Huzurun gerçek anlamı budur’

En Kısa Anayasa

en-kisa-anayasa
Bir zamanlar üç bilge bir araya gelip dünyanın en kısa anayasasını yazmaya koyuldular. İnsanın hareketlerine ve davranışlarına hükmeden kanunu gösterebilen kişi, dünyanın en bilge kişisi seçilecekti.

“Allah suçluları cezalandırır” diye teklif etti bilgelerden birisi. Tek cümleydi; kısa ve özdü. Fakat diğerleri bunun bir kanun değil bir tehdit olduğunu söyleyerek itiraz ettiler. Birinci bilgenin bu teklifi kabul edilmedi.

“Allah sevgidir” dedi ikinci bilge. Ama bu teklif de kabul görmedi, çünkü insanın görevlerini tam anlamıyla açıklamıyordu. Sonra üçüncü bilge tane tane şu teklifte bulundu:

“Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi, başkalarına yapmayın.” Ve ilave etti: “Kanun budur; gerisi sadece yoruma kalmıştır.” Diğer bilgeler de bu teklifi kabul ettiler. O bilge de zamanının en bilge kişisi seçildi.

Terzi

terzi
Bir bilgeye sormuşlar:

Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?

Terzimi severim, diye cevap vermiş.

Soruyu soranlar şaşırmışlar:

Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor?

O da nereden çıktı? Neden terzi?

Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş:

Dostlarım, evet ben terzimi severim.

Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır.

Ama ötekiler öyle değildir.

Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler.

Ömürden Saymayız

Başlığım

omurden-saymayiz
Bir gün dervişin biri, bir köyün mezarlığı yanından geçerken bir şey dikkatini çekmiş. Mezarlıktaki bütün mezarların üzerindeki taşlarda ‘Beş yıl yaşadı’, `Üç yıl yaşadı’, “Sekiz yıl yaşadı” gibi yazılar görmüş. Köye varmış. Köylüler dervişi köy odasında misafir etmiş. Yemek yenilip sohbet başlayınca derviş köyün ileri gelenlerine sormuş:

“Merak ettim. Köye gelirken mezarlıktan geçtim. Mezarlıkta bir şey dikkatimi çekti. Bütün mezar taşlarında üç yıl yaşadı, beş yıl yaşadı, sekiz yıl yaşadı gibi ifadeyle yazıyor. Oysa bu mezarların çoğu yıllar boyu yaşamış, ihtiyarlamış ve vefat etmiş insanlara ait. Niçin böyle yazılmış, bunun nedenini çok merak ettim,” demiş.

Köyün ileri gelenleri cevap vermişler: “Biz ömrümüzü dostlarımızla, sevgiyle ve mutlulukla bir arada geçirdiğimiz zamanla değerlendiririz. Diğer zamanları ömürden saymayız!”